Öğretilemeyecek Olanı Öğrenmek İster misiniz?
Bir zamanlar Basra’da tek gayesi oğluyla ilgilenmek, ona güzel eğitim vermek olan yaşlı bir adam vardı. Bütün parasını oğlunun eğitimine harcadı. Delikanlı birkaç yıllığına uzaklara gitti, meşhur bir üniversitede zamanın büyük âlimlerinden eğitim aldı. Tahsilini bitirip dönme zamanı geldi. Adam oğlunu kapıda bekliyordu. Oğlu eve geldi, babasının elini öptü. Oğlunun gözlerinin içine bakan adam büyük hayal kırıklığına uğradı ama belli etmeden “Neler öğrendin oğlum?” diye sordu. “Öğrenilebilecek her şeyi öğrendim baba!” cevabını verdi oğlu. “Peki, öğretilemeyecek olanı öğrendin mi oğlum?” Delikanlı babasının neden bahsettiğini anlayamamıştı. İster istemez “Hayır!” dedi. Babası “O halde git ve öğretilemeyecek olanı öğren!” Delikanlı hocasına gitti, kendisine öğretilemeyecek olanı öğretmesini istedi. “Bu 400 koyunu al, dağlara git!” dedi hocası, “Sayıları bini bulunca geri gel!” Genç dağlara çıkıp çoban oldu. Hayatında ilk defa sessizlikle karşılaşıyordu. Konuşacağı hiç kimse yoktu. Koyunlar dilinden anlamıyordu. Çaresizlik zamanlarında yanındaki hayvanlara konuştu ama koyunlar ona boş gözlerle baktı. Çobanlık yaptığı sürede yavaş ama kesin şekilde bütün dünyevî bilgisini, benliğini, gururunu ardında bıraktı ve koyunlar gibi sessizleşti; büyük bir hikmet ve tevazu geldi üzerine. İki yılın sonunda koyunların sayısı bini bulunca hocasının yanına gitti ve diz çöktü. Talebesinin yüzüne bakan hocası şöyle dedi: “Şimdi öğretilemeyecek olanı öğrendin. Babanın yanına gidebilirsin!” Bkz: Genç Beyin Sayı: 88 Sf:41 Orta sütun
Ne güzel bir hikâyedir bu böyle! Çok beğendim çook!
Hayatımız boyunca her an öğrenebileceğimiz her şeyi öğrenme potansiyelimiz vardır. Ve öğreniriz de. Bazen farkında olarak, bazen farkında olmadan. Ne kadar çok şey öğrenirsek öğrenelim, önemli olan tek şey o bilgileri taşıyabilecek tevazuya sahip olabilmektir.
Bilgilerin ışığını insanları aydınlatmak için değil, kendimizi aydınlatmak için kullanırsak kendini beğenmiş oluruz. Sohbetlerimizde hep kendimizden bahseder, her şeyi biliyormuş gibi davranırız. Bildiğimiz-bilmediğimiz her şey hakkında bilgimiz varmış gibi davranırız. Çekilmez olmamız için en etkili davranış şekillerinden biridir bu. Yani -her şeyi biliriiiim- edası. Bilmediğimiz bir şeyle karşılaşırsak, yapabileceğimiz en iyi şey, ya susmak ya da bilmediğimizi ifade etmek olacaktır.
Paylaşılmayan bilgi ancak MİT’te değer kazanır! Bilgilerimizi kendimize saklamamızın kimseye yararı olmayacaktır, şayet MİT’te ya da dedektiflik ajanslarında çalışmıyorsak. :) O yüzden öğrendiğimiz bilgileri ne yapıp edin paylaşalım. Tabii yerinde paylaşmalısınız. Descartes’ten bahsederken yaa zamanında Zeki Müren de çok güzel Türkçe konuşurmuş dersek, bilgimizi yersiz kullanmış oluruz. :) Bunu yapmak çekilmezlik katsayımızı arttırmaya yarar. Ayrıca karşımızdakini dinlemiyormuş veya önemsemiyormuşuz izlenimini bırakır. Bu tür davranışlar sergileyen insanlar her zaman çevremizde vardır. Benim çevremde de var.
İnsanlar sohbet ederken yaşadıklarını anlatır. Ben de anlatmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Bilgi teknolojileri alanı içinde olmamın yarattığı uçurum çok büyük! Bu alanda olduğum için anlatacağım şeyler de bilgi sistemleriyle ilgili olaylar. Çok fazla teknik ayrıntı içeren yaşantılar. Hal böyle olunca arkadaşlarım beni dinlemiyor. Buna üzülüyorum. Böyle olmamalı. Karşımdaki anlamadığım bir konuda bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa, ben de dinlemeye çalışırım. “Seni anlamıyorum dostum?” , “Ne diyorsun ya?” gibi cümleler karşımızdakini kırar! Bu ayrıntılara dikkat etmediğimiz müddetçe karşımızdakini yavaş yavaş kaybederiz. J Açıkçası bu tür tepkiler hem saygısızlık hem terbiyesizliktir. Ben yaşadım ve buradan bunu yapan dostlarıma gönderme yapmak istiyorum. Teşekkür ederim beni sıkılmadan dinlediğiniz için(!).
Arkadaşlıkta önemli olan sadece arkadaşlığa devam etmek değildir. O sıcaklığı taze tutabilmek önemlidir! Böyle davrandığımız müddetçe karşımızdakini kendimizden soğuturuz. Dikkat edelim.
Öyle böyle şöyle dedik, konudan konuya da atladık. ( Bu konuda ustayımdır. :) ) Sadede gelelim. Efendim bildiğimiz şeyleri biliyorum biliyorum diyerek ortalarda dolanmayalım. Hoş karşılanmaz. Bilginin vereceği ağırlığı hissedin. Ve oturun oturduğunuz yerde.
Haha! Öyle değildi sanırım diyeceğim şey. :) “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğim!” demiş Socrates. Cümlenin derinlerine inelim. Burada anlatmak istediği şey, hiçbir şey bilmediği değil.
Her zaman öğrenebileceği bir şeylerin var olacağıdır. Evet bunu unutmayalım lütfen.
Her zaman belki de ölürken bile, ( Tabii herkese nasip olmaz. :) ) öğrenebileceğimiz bir şey vardır. Bilginin ışığıyla çevrenizi aydınlatmanız dileğiyle…



“Paylaşılmayan bilgi ancak MİT’te değer kazanır!” D3lisin sen d3nizsin sen !!!
Sen o bilgini bizimle hep paylaş olur mu ? (=
02 Eyl 2010 - 20:30Ben bunun için buradayım. : )
03 Eyl 2010 - 15:13